2 Ekim 2009 Cuma

Les Gones'in Düşeş Zarı Ep1/3


1986 yılında bir banka müdürünün Jean-Michel Aulas'ı arayıp Lyon hisselerini almak ister misiniz sorusuyla başlar Les Gones(The Kids)'in nam-ı diğer Olmpique Lyonnais'in hikayesi. Akşam yemeğinde biter bu muhabbet bitmesine; ama bu bitiş yeni bir başlangıç olacaktır. Fransa futboluna o yıllar damgasını vurmuş Saint Etienne, Nantes ve Paris St. Germain'in bu olaydan haberi yoktur.

Futbol tarihinde oluşmuş ve halihazırda bulunan ekollerin çoğu yeşil saha üzerinde bulunan oyuncuların oynadığı oyun üzerinedir. Kimi buna 3-5-2 kimi 4-5-8 der geçer de, Simon Kuper'i görmemiş adam'ın dramı her iyi oynanan takımın ardındaki total futbol'u yaftalamasından ibarettir. Futbol'un günümüze kadar efektifliği budur ama bunun altında yatan gerçekçilik Lyon'un, Porto'nun, Corinthias'ın başardığıdır.

Futbolda vicdan'ın olmadığı yerde başlayan kurumsallaşma bugün öylesine boyutlara ulaşmıştır ki bunu sadece sayısal verilerle anlayabiliyoruz. Bugün Hindistan'da en çok kullanılan beşinci erkek ismini kullanıp Hindistanda "Manu" adında dükkanlar açan Manchaster United kulübünün yaptığı bir yere kadar anlaşılabilir, anlatılabilir. Porto'nun Küba'da dahi alt yapı okulu açıp geleceğin ekonomik ve sportif başarısını eline alma isteği de anlaşılabilir, Nottingham Forest'in oyunculara çalışma izni çıkartmak için ilk önce oyuncuları Norveçteki takımlara kiralamasını anlatabiliriz.

Ancak bu kurumsallaşma kutubunda Olympique Lyon'u anlatan bir kitap çıkarsak dünya'nın en ince kitaplarından biri olur.

Zira Olympique Lyonnasi'in Fransa ligi ve dahası Avrupa kupalarındaki turnuva takımı ünü kurumsallaşma ürünü değilde "doğru adamlarla doğru yerde çalışmasının" bir ürünüdür. 1960'lı yılların asansör takımı olan bu kulübün bugünlere "kazanma kültürü" olmadan gelmesini açıklayacak başka bir tanım yoktur belki de. Jean-Michel Aulas'ın Lyon oligarşisinden gelmemesi, idealleri boyunca takımı Fransa liginin bir numarası yapması tezat gözükse de bir anlam taşıyabilir.

Oscar Heisserer (Eski Olympique Lyon Menajeri) 2001 yılında Marca gazetesine aynen şunları söylemişti; " Bulunduğum dönemde başka takımları yönetme şansım varken ben Lyon'u tercih etmiştim. Bu tercihimin tek sebebi eşimin Lyon'lu olmasıydı. Çünkü takıma transfer edebilmek için Jimnastik ve Rugby takımından gelecek kesintileri bekleyerek bir ömür tüketmek kolay değildi"

Böylesine bir yapılanma içerisinde bulunan Lyon kulübünün Aulas önderliğinde ilk olarak kendi çocuklarını altyapıya ve teknik kadroya sokarak başarı beklemiş ve nitekim Domenech liderliğinde başarı göreceli olarak gelmiştir. Takımı ikinci ligden alıp birinci lige sürüklemek bir maharettir ama aynı takımın ikinci lige düşmesini engelleyememek Aulas'ın her daim oynadığı kumarı bu sefer takım üzerinde oynamasına sebep olacaktı.

Yaz sonunda takımı satmayı düşünen Aulas, bunun üstüne bir de kardeşinin ölümünü yaşayınca şirket yönetimini tek başına devralmak zorunda kalmış ve Olympique Lyonnais'i aldığı değerin üstüne sembolik bir rakam ekleyip satmak istiyordu.

Olympique Lyon efsanesi zarını atmadan önce düşeş geleceğini bilmiyordu. O, devamlı olarak Tanrı'ya kendisine piyango çıkmadığından şikayetçi olurken, Tanrı da onun hiç piyango bileti almadığını söylüyordu...

Serinin diğer yazısı Pazartesi yayında olacak.

1 yorum:

Chao Grey dedi ki...

Müthiş girizgah, devamını sabırsızlıkla bekliyorum.