13 Ekim 2011 Perşembe

HAYAT PLAY-OFF'U: FİLİSTİN MİLLİ TAKIMI

İSRAİL’İ YENME İHTİMALİ!
Maalesef Türkiye’de bazı kişiler Filistin’de yaşatılan İsrail yapımı mezalime en fazla “Yaprak Dökümü” dizisinde Ali Rıza beye üzüldükleri kadar üzülüyorlar. Aşırı tüketim toplumuna “Fight Club”dan gönderme yaparsak nasıl “tek porsiyonluk arkadaş”lar var, lafa gelince insanlık mangalında kül bırakmayan “salt reyting”ci kafa Filistin’i de “tek porsiyonluk hüzün”e indirgiyor.
Ama neyse ki futbol var, hem yaşadığımız hayatın metaforu olarak, hem de dünyadaki kusurlara özür mahiyetinde. Ben şimdi hemen Filistin’in futbol direnişini anlatmaya başlasam “salt reyting”ci kafa hemen sayfayı çevirtir. Ancak “Ya Arda Turan, Türkiye için değil de ülkemizdeki emperyalist etkisini İsrail seviyesine çekmeye çalışan Amerika’nın futbol milli takımında oynasaydı?” diye sorsam, gazetelerin ilk sayfasındaki yarı yalan yarı gerçek reyting aldatmacasında 3. sayfadaki gerçek hayatı yaşıyormuş gibi şok geçirirsiniz!Aslında Filistin futbolu başladığı günden beri tarihi bir şoku yaşıyor. 1918’de 11 Yunanlı’nın Türkiye Milli Takımı formasıyla sahaya çıkıp, FIFA tarafından Türkiye olarak tescil edildiğini ve “Türkiye Milli Marşı” diye Yunan emperyalizmi marşının çaldığını bir hayal etsenize! Kâbustan hemen uyanmayın, Türkiye yerine Filistin’i koyun: FIFA aslında 1998’den çok daha önce 1934’te 11 İsrailli Musevi’den oluşan takımı “Filistin Futbol Milli Takımı” olarak tanımıştı. Üstelik de maçlar öncesi söyledikleri marş, 70 yıldır her gün Filistin’i yangın yerine çeviren Siyonist Hareket’in resmi marşı Hatikvah’tı!

İsrail’in ilk ve tek Arap bakanı Majadleh’in söylemeyi reddettiği Hatikvah, halen İsrail’in resmi milli marşı. Neyse ki artık Filistin Milli Takımı sahiden de Filistinlilerin takımı! Ancak 12 Haziran’da İtalya Serie C karmasıyla bir maç yapan Filistin’in futbolu da halen İsrail emperyalizminin boyunduruğu altında. Ve en acıklısı da İsrail’in bir zamanlar Hitler’in Musevilere yaptıklarını futbolda da aynen tekrarlamaları.
Filistin Milli Takımı’nın ruh hali, “Zafere Kaçış” filminin gerçek hayata uyarlanmış versiyonundan farksız. Şimdilerde Cezayirli hocaları Moussa Bezaz ile 2014 Dünya Kupası’nı hedefleyen Filistin, 2006’da DK rüyasına çok yaklaşmıştı. Ta ki İsrail kâbus gibi başlarına çöküp takımın 10 oyuncusuna yurt dışına çıkış yasağı getirene kadar. Tıpkı daha önce en golcü oyuncuları Al-Cord’un evinin yakılması ve ömür boyu ülkeden çıkmasının yasaklanması gibi hiç bitmeyen kâbus kaldığı yerden devam etti. Kendi sahasındaki ilk resmi maçı 2011’de oynayabilen Filistin’in birçok oyuncusu İsrail’in işgali ve yasakları yüzünden ya deplasmandaki maçlarda oynayamıyor ya da bir kere gitti mi bir daha ülkesine dönemiyor. Bir de takımın belkemiği Obied gibi Ramallah’a geldiği için 2.5 yıldır Gazze’ye dönemeyip karısı ve oğlunu görememekle “cezalandırılanlar” var! Bu yüzden Bezaz “Bir mevkiye üç oyuncu çağırıyorum, o gün maça gelebileni oynatıyorum” diyor.2006 DK elemelerinde Tayvan’ı 8-0 yenmeleri ve İsrail futbollarını da işgal edene kadar sürdürdükleri iddiadan çok şuna yanıyor futbol gönlüm: Ortadoğu’da ilk kurallı futbol oynayan Filistinliler. Hatta İngiliz mandası döneminde Arsenal ve Liverpool’un transfer etmek isteyip de İsrail ajanlarınca engellenen bir sürü süper yetenek görmüş Filistin futbol toprakları. Bezaz, tüm engellere rağmen teknik direktörlüğe devam ediyor:
“Bu insanlar en azından özgürce futbol oynamak istiyorlar. ‘Bir gün İsrail’i en azından sahada yeneceğiz’ diyorlar. ‘Zaten evlerimizi yakıyorlar, Al-Cord gibi gol attığımız için yaksınlar, ne değişir ki?’ sözünden sonra insan olan onlarla aynı takımda olur!”

TABUDEVİREN
Filistin Milli Takımı, “Derin İsrail Futbol Devleti”nin en büyük düşmanı değil. İsrail’deki faşizmin baş futbol düşmanı Hapoel Tel Aviv! Filistinlilerin de destekledikleri Hapoel TA geleneksel olarak İsrail’de solcuların desteklediği, statları Bloomfield’da Che Guevera bayraklarının dalgalandığı bir takım. Hapoel TA taraftarları Filistin’de yaşatılan mezalime karşı oldukları için yapılan bir ankette İsrail’de en çok nefret edilen takım %22.3’lük bir oranla Hapoel Tel Aviv seçildi. Güney Afrika doğumlu Filistinli Bevan Fransman’ı oynatmaları da cabası!

5 Ağustos 2011 Cuma

Futbolun İlk Komple Yıldızı: Valentino Mazzola


Il Grande Torino efsanesini ve bir uçak kazası sonucu efsanenin sona erişini şurada anlatmıştık. Eğer Torino futbol takımının 1949’da yaşadığı o elim kaza olmasaydı, bugün İtalya ve Dünya futbolunda nelerin farklı olabileceği hala akıllarda olan bir sorudur. Torino’nun müzesinde daha fazla kupa olacağı neredeyse herkesin üzerinde ittifak ettiği bir konudur. O dönemde İtalyan Milli Takımı 11’inin neredeyse tamamını oluşturan Torinolu oyuncuların vefatı 50’li yıllarda gerçekleşen Dünya Kupaları’nda Gök Mavililer’in de başarılı olmasını engellemiştir. Kimilerine göre ise o kaza olmasaydı Real Madrid üst üste 5 kez Avrupa Şampiyonu olamayacaktı.

İşte o efsane Torino takımının merkezinde Valentino Mazzola yer alıyordu. 1919’da Milano yakınlarındaki Cassano d’Adda’da dünyaya gelen Mazzola, zor bir çocukluk geçirdi. Babasının erken yaşta vefat etmesi üzerine okulundan ayrılan ve ailesine katkıda bulunmak için çalışmaya koyulan Valentino, aynı zamanda yerel takımlarda oynadığı futbolla adını duyurmaya başlıyor ve 20 yaşına gelmeden Alfa Romeo Milano’nun kadrosuna katılıyordu.

Çok geçmeden Serie A takımlarının da dikkatini çekmeyi başaran Mazzola Venezia’ya transfer oluyor ve burada kendisi ile aynı tarihte doğmuş ve beraber büyük başarılara imza atacakları ve aynı uçak kazasında vefat edecek Ezio Loik ile kulübe altın çağını yaşatıyor, Venezia 1941 yılında İtalya Kupası’nı kazanırken, (Venezia’nın aldığı o İtalya Kupası kulüp tarihinin en büyük başarısı olarak hala yerini koruyor.) bir sonraki sezon da ligi 3. sırada bitiriyordu.


İkilinin burada kazandıkları başarılar ve oynadıkları futbol, güçlü bir Torino kurma çabası içerisindeki Ferrucio Novo’yu ikna etmeye yetiyor ve Torino Başkanı akıllıca bir karar ile iki oyuncuya birden Bordo formayı giydirme çalışmalarına başlıyordu. Torino’nun siyah-beyazlı ekibi Juventus ise Venezia ile prensipte anlaşmasına rağmen, Venezia 200 bin liret ve iki oyuncu karşılığında Mazzola’yı Torino’ya veriyordu. Anlaşma saklı tutulmak istenmesine rağmen Venezia’da duyuluyor, oynanacak Torino maçında tribünler Mazzola’yı protesto ediyor, O ise çıkıp sahada işini yapıyor ve takımını, bir sonraki sezon oynayacağı takım karşısında 3-1’lik galibiyete taşıyordu.

Mazzola’nın Torino’ya transferi ile Torino efsanesi başlıyor ve Torino şampiyonluklara ambargo koyuyordu. 1942-1943 sezonunda hem kupa hem ligi kazanan Torino’da Mazzola 11 gol atıyor ve en önemlisi takımın lideri olarak kazanılan başarılarda başrolü oynuyordu. Torino’nun kazandığı 1943 İtalya Kupası’ndan sonra 1958’e kadar İtalya Kupası oynanmıyor, 1943-1944 sezonu ise 2. Dünya Savaşı nedeniyle yarıda kalıyordu. 1944-45, 45-46, 47-48 sezonlarında üst üste şampiyon olan Torino’nun Mazzola önderliğinde 48-49 sezonunu da önde bitirmesine kesin gözüyle bakılıyordur.



Son 4 haftaya girilirken Torino emin adımlarla şampiyonluğa ilerlemektedir. Takim, Torino başkanı Comendador Novo'nun kişisel dostluk kurduğu Portekizli oyuncu Xico Ferreira'nın jübile maçında Benfica ile karşılaşmak için Portekiz'e maça gitmistir 1949 Mayıs ayı başlarında. 3 Mayıs 1949 günü oynanan maçı 4-3 Benfica kazanmış, Torino ise maçın ertesi günü İtalya'ya dönmek için yola çıkmıştır. Torino'da hava fırtınalı, bulutlar çok yoğun ve alçak, görüş ise yok denecek kadar azdır. Torino kafilesini taşıyan uçak bu şartlarda iniş yapmak zorundadır. Ancak başarılı olunamamıştır. Uçak inişe geçtiği sırada Superga Bazilikası'na yakın bir yerde bir tepeye çarpar ve düşer. Hava raporundaki yanlışlıklar, telsiz yardımlarının yetersizliği gibi sebepler kazaya zemin hazırlamıştır. İçlerinde Torinolu 18 futbolcu ve 2 antrenörün de bulunduğu 31 kişinin tamamı hayatını yitirir kaza sonrasında. Sakatlığı nedeni ile İtalya'da kalan Sauro Toma dışındaki tüm Torinolu oyuncular hayatını kaybetmiştir bu feci kaza sonrası. Torino kalan maçlara genç takimi ile çıkma kararı alır. Rakipleri sırası ile Fiorentina, Genoa, Sampdoria ve Palermo'dur. Ancak futbol şimdiki gibi acimasız değildir. Torino'nun rakipleri de sahaya genç takimları ile çıkar. Torino'nun gençleri 4 maçlarını da kazanarak Torino'ya üst üste 5. şampiyonluğu getirirler.


Mazzola’yı izleyen herkes, Mazzola’nın çağının ötesinde bir oyuncu olduğu hususunda ittifak etmektedir.

Mazzola’nın olağanüstü yeteneklerini yeteri kadar izlediği için şanslı olduğunu düşünen eski İtalyan milli oyuncu Amedeo Amedei, “O günden beri Valentino kadar komple bir oyuncu gelmedi İtalyan futboluna” diyerek ona olan hayranlığını ortaya koyuyor.

Mazzola’nın ne kadar komple bir oyuncu olduğunu ise gazeteci Gianni Brera’dan dinlemekte fayda var: “Defansa gelip topu kazanır, atakları organize eder ve golü de atarak sonuca giderdi.”

Takım arkadaşları kadar rakiplerinin de hayranlığını kazanan Mazzola, kendi takım arkadaşlarına göre ise takımın yarısıydı. Takım kötü oynadığında formasının kollarını yukarı çekmesi meşhur olmuştu. O kollarını sıvadığında tribünler de sahadaki arkadaşları da yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlarlardı. Kollarını sıvamak deyiminin ete kemiğe bürünmüş haliydi Mazzola. 1947 yılında oynanan bir Roma maçında Torino ilk yarıyı 1-0 geride kapatmış, ikinci devre başlarken takımı etrafında toplayan Mazzola; “Onlara futbolun nasıl oynanacağını göstermek istiyor musunuz?” diye sormuş ve maç 7-1 Torino lehine sonuçlanmıştı.


Mazzola’nın oynadığı oyun kadar futbola bakışı da çağının ötesinde olduğunu ortaya koymaktadır.

“Futbol, oynadığınız oyun tahmin edilebilir olmadığı sürece kazanabileceğiniz basit bir oyundur. Oyununuzu daha dinamik hale getirmek için bir takım varyasyonlar deneyebilir, oyunu klasik yapılarından kurtarmak için kendinizden bir şeyler katabilirsiniz. Bunlarla şundan eminim ki modern futbol takım oyunu üzerine bina edilecektir.”

“Futbol hızlı oynandığında en güzel halini alıyor ancak futbolcular sürekli koşup, rakip kovalamaktan mutlu olmayabilirler. Bazen daha az koşup rakibi hazırlıksız yakalamak ve doğru hamle ile topu kazanmak daha iyidir. Ve bence gerçek hız da budur.”



Son sözleri ise Valentino Mazzola’nın oğlu ve İtalyan futbolunun efsane takımı, Helenio Herrera’nın Il Grande Inter’inin efsane oyuncusu Sandro Mazzola’ya bırakalım: “Valentino’nun oğlu olmanın baskısını hep üzerimde hissettim. Öyle bir an geldi ki futbolu bile bırakmayı düşündüm. Beni izlemeye gelen herkes babam kadar iyi olduğumu düşünerek geliyordu ancak ben O’nun kadar yetenekli değildim.”

31 Ocak 2011 Pazartesi

Football Quotes #45

"..... Evet doğru, fakir Evertonian mahallelerinde oturuyorum ve çok rahatım. Ve derginiz yoluyla şunu söyleyeyim, paranın benim için bir önemi yok. Hatta kazandığım parayı Everton'a bahis yatırıyorum. Everton kazansa para alıp seviniyorum, Everton kaybederse daha çok seviniyorum. Bu yüzden benim adım Kenneth değil, çünkü ben Liverpool'lu Kenny'im; nerede oturduğumun hiçbir önemi yok"

Kenny Dalglish "The King"