29 Aralık 2009 Salı

Jock Stein'in Gölgesi Ep1/2

"...Aynı rahip gelip kulüpten para alıyordu. Ortadoks rahip ise gidip Rangers'dan para dileniyordu. Umut için yaşamayan adam dindar olamaz. Yani umudu olan bir insan dindar değildir. Ama aynı umutsuz adam kiliseden aldığı yoksulluk yardımı ile Old Firm'e bir umut için geliyorsa bunun adı dindarlık hiç değildir. Başkalarına göre Tanrı ile benim aramdaki bağ başarılı olup olmamakla ilgili ise, Old Firm'ün canı cehenneme..."

Jock Stein

Biz henüz kulüplerin yakın vakit kuruluşçalarına bakınaduralım; futbolun sosyopolitik kuramlar için menbâ görevini gördüğü yerin ana noktası kulüplerin "resmediliş" şeklidir. Bugün, hâla, kazanılan sportif başarının ardında misillenmiş resmediliş, futbol insanlarının kafasını yoran bir durum. Gerektiğinde Katalunya ile Bask'lılar bir, gerektiğinde kömür işçileri, liman takımı, sosyalist olgu, gamalı milli takım gibi mefhumlar futbolun, futbolu izleyen gözlerin önüne kadraj gereği çok girer.

Ben Beşiktaşlıyım. Ve "Beşiktaşlılık Duruşu", "Halkın Takımı" gibi kavramların çıkış noktasının herhangi bir futbol kültürü veyahut sosyo-kültürel bir etkileşimden geldiğine inanmam. Spontane gelişen bir lafın üzerine gram kafa yormadığım gibi, yıllık milyonlarca euro alan bir oyuncunun "halk'ı" için gol attığını görmedim; Burma'lı değilse.

Tamami ile başarısızlığın bir ürünüdür bu laflar, sözde ideolojiler.

Şu satırlara Jock Stein'in kariyerindeki kalibre taşlarını ilave etmek onu gözümüzde ilah yapmaz. Ancak efsanevi şemalinde değişiklikler olabilir, olmalı da. "Ada futboluna yön veren" gibi bir klişe lafı onunla birlikte aynı cümle içinde kullanmamak İskoçya'da suç mudur bilemiyorum.

Jose Mourinho örneğini düşünün. Futbol tarihine hiçbir şekilde yön vermediği halde popüler futbol kültürüne olağanca zıt bir karakteri olan bir insanın ne gibi dimağlara pelesenk olunacağı futbol tarihine not düşülebilir elbet. Ama Jock Stein ve gölgesi hiçbir zaman Jose Mourinho gibi olmadı. Hikayesi sıradan, sportif başarı gelesiye kadar ilgi çekici olmadı.

Çünkü o, mağrur İskoç işçi sendikalarını arkasına alıp başarısızlığın arkasına demogoji yükleyerek hissiyatlı taraftar profili oluşturmadı. Çünkü , sınıf ayrımı olan İskoç halkının dini duygularını emare göstermeden futbolun içine sokmadı. Kötü çocuk oldu.

Başarı geldi, Lisbon Aslanı, Kaplanı oldu....

2 yorum:

Cezasahasi dedi ki...

"Beşiktaşlılık Duruşu", "Halkın Takımı" gibi kavramların çıkış noktasının herhangi bir futbol kültürü veyahut sosyo-kültürel bir etkileşimden geldiğine inanmam."

Söylemek isteyip de söyleyemediğim çok şey var burada. Eline sağlık.

Bir Trabzonlu olarak takımımın sosyo-kültürel bir etkileşimden geldiğine inanırım. Bugün birer rüya gibi gelen başarılarını da buna borçluymuş zamanında. Cuma namazı hutbesinde hutbeden önce hoca "Başkanum Şota Arçil Tamam mi" diye soruyor. Seviyorum şehrimi, kimi zaman nefret edilesi bir yer olsa da...

Adem

S.B dedi ki...

Sevgili Adem, Trabzon'un farklı bir durumu var. Ki, Dünya üzerinde bu denli farklı durumlar taşıyan futbol şehirleri bulmak zordur, onu da söyleyeyim.

Kendine iyi bak.