10 Aralık 2009 Perşembe

Gil y Gil Ep1/2


Helmut Schön'ün çok güzel bir lafı vardır; İspanya'da kulüp başkanlarıyla, İtalya'da mafya başkanlarıyla savaşırsınız.

Bir yerde mecaz-ı mürsel'e sebep olana değil de, sadece mürsel olana bakabiliyorsak orada işler ters gidiyordur. Ve işlerin ters gittiği yerde, kulüp başkanının burnundan çıkan nefesini hissediyorsanız iki ihtimaliniz vardır. Ya eldeki iki üçlüyle masayı toplamak, ya da ceketi alıp gitmek.

Tabi, size ceketinizi veren biri kalacaksa, ardınızda.

Futbol kulübü yapılanmasının, kulübe aidatlık hissedenler üzerinde garip bir geçirimliliği vardır. Bugün, olağanca şeffaf bir platform, ya da klişe tabirle her alanda "Fair Play" güdüsü besleyen taraftarlar, oklar kendilerine yöneltilince ansızın kendilerini bu ahvâldan kurtaracak bir başkanın varlığını sorgularlar. Bu duruma ikiyüzlülük demek konuyu kapatabilir. Ancak ne var ki, bu ikiyüzlülük değil, korunma iç güdüsüdür. Bu korunma iç güdüsüyle teknik kadro gider, başkan gider, gazeteler çok satar ama esas olgu klübün menfaatleri olur gibi gözükür.

Tam bir aldanma.İşte tam bu noktada Jesus Gil, bu anlatmaya çalıştıklarımızı pekiştirebilecek bir kapasite ve karakterde. Gil'in geçmişi, yaşadıkları ve dolayısı ile yaşattıkları tarafsız bir gözle "büyük bir zarar", ama yine aynı tarafsız gözle "olması gereken" mefhumunu kotarabiliyorsa ortada bir çelişki doğması mantıklı.

Çünkü Jesus Gil aynı Atletico Madrid'i, Real Madrid seviyesine getireceği, İspanya'nın bir numaralı takımını yaratacağı vaadi ile başkanlık koltuğuna oturduğunda varolan oligarşik sisteme iki yönlü zararı dokunmuş bir kişilk olup çıkmıştır.

Naif yönde, etli sütlüye karışmayan bir klübü cazibe merkezinden alıp bir nefret merkezi haline getirmek kolay değildi. Yine aynı naifliği ve duruşu Bask bölgesine karşı takınan Atletico'yu, bu bölgenin dönem dönem Sociedad ve Madrid'den bile daha fazla nefret takınacak hale getirmek dahi hiç kolay değildi.

Nitekim üç yıl aradan sonra Copa del Rey gelince icraatler gelmeye başlamıştı şehrin Marbella tarafından. Bu öyle bir durum oluşturmuştu ki, Jesus Gil sene başı transfer işini kendi hallediyor, sezon sonu taraftarların belirlediği isimler gidecekleri belirliyorlardı.

Giden teknik direktörlerin yerine gelenler bile anlaşma süresini değil de kovulduğunda alacakları tazminatı düşündürecek bir yapılanma içerisine girdiğinde Atletico Madrid, artık eşi benzeri görülmemiş bir kulüp yapılanmasına girmiş oluyordu.

Başarıya olan açlığını, başarısızlığa olan tahammülsüzlüğü ile kapatıyorlardı.

Schubert'in dediği gibi; Tanrı suçsuz olduğunu bildiği halde kurban ister, ki o bunu tanrı kılabilsin.

Serinin diğer yazısı Cuma günü yayında olacak.

0 yorum: