"Hayatımda sadece üç şey var; Futbol, kadın, yalan. Ama ben bunların sadece ikisine sadığım." Trevor FrancisTrevor Francis, futbolun sahadaki Franz Kafkasıdır (!)
"Hayatımda sadece üç şey var; Futbol, kadın, yalan. Ama ben bunların sadece ikisine sadığım." Trevor Francis
Bugün, henüz yeni keşfettiğim sitenin bir mottosu vardı; "Futbol ikinci dilimizdir."
Almanlar 1941 baharında Kiev'i işgal ettikleri sırada Ukrayna ligi çoktan tatil olmuştu. Üstelik, işgal sonrası dönemin önemli takımların oyuncularına Almanya futbol liglerinde oynaması şartıyla pasaport verileceği önerilmesine rağmen, Dinamo Kiev takımından kimse bu öneriyi kabul etmez. Dahası, Kiev takımı oyuncuları ve çalışanları Ukrayna'da Almanların kurduğu olağanüstü hal bölgesi mevkisinde angarya işlerde çalıştırılır. Kimi fiziğinden dolayı nakliye, kimisi fırın, mermi üretimi gibi işlerde çalıştırılır.
Ron "The Chopper" Harris, 20 yıl boyunca Chelsea formasını giyen ve Mavililerin gözünde efsane bir oyuncu olmasına rağmen bugün futbol kitaplarında "Tarantino kan efekti desenli" sayfalarda yer alması futbolun bir "gereği" , hatta ihtiyacı olur.
Bu bağlamda, bugün Premier ligdeki hakemlerin sertliklere karşı toleransının bir orjinin bulunduğunu söyleyebiliriz açıkcası. Bilhassa 1960-1984 arası İngiliz takımlarının hücum hatlarıyla değil de savunma hatlarıyla övünmesi ve bunu orantılı güç kullanarak yapmaları tezimizi güçlendirir.
Mâlumunuz, Türk futbol tarihi ile bilgim çok "kıt" ve ne yazık ki derin değil. Gayet tabi, bunun belli, başlıca sebepleri var. Misal; Türk futbol tarihinin orjini sayabileceğimiz Kadıköy F.C ile ilgili bir yazı yazmak için salt internet üzerinden araştırarak değil de bazı arşivlerden kitaplar çıkarabilmek gerekiyor. Açıkcası işin kolayına kaçmak daha cazip geldiği için ulaşması daha kolay bilgiler bu blogda oluyor.
Futbol garip bir oyun. Şu ortamda belki de onlarca kez futbolun içine siyaseti, dolayısı ile politikayı koyan kişi ve kurumlara bulunan nefretimizi belirtsek dahi, birgün bir futbolcu polise saldırdığında onu siyasi "ikon" haline getirebiliyorsak, illaki ironi oluşturma çabamızdan değil "ikiyüzlülüğümüzden" kaynaklanır.
Aynı polisin hapisten çıkınca Boban'a "Benim suçum yoktu" minvalinde yolladığı mektuptan haberimiz yoktur. Çünkü Boban'ın bu olaydan dolayı Yugoslav mahkemelerine açtığı ve kazandığı tazminat davası parasından olma lokantası ile ilgileniriz.
Futbol kulüplerinin başına olaylar, felaketler gelmiştir de, ciddi ölümler ve talihsizlikler dışında C.F Monterrey kulübünün başına gelenler gerçekten "kadersizlik". Muhakkak ki Torino ve Manchaster United'ın başına gelen uçak kazaları tarihte en çok konuşulan ve unutulmaya çalışılan bir olay olsa da, Meksika gibi futbolun ününü yurt dışına bir türlü satamamış bir ülkenin futbol kulüplerinin başına olaylar, hadiseler gelmiştir ve pek duymamışızdır. Nitekim Monterrey kulübünün başına gelen olay gibi.
Dip-not: Bobby Robson ve arkadaşları Meksika 70' için gittikleri Meksika'da çeyrek final öncesi stres atıyorlar.
France Football'un 50 yılı aşkın süredir verdiği Ballon D'or, nam-ı diğer Altın Top ödülü bügüne kadar 18 farklı ülkeden onlarca farklı oyuncuya gitti. Ödül pek çok kez İspanyol kulüplerinde oynayan oyunculara da verilmesine rağmen, 1956 yılından beri verilen ödül şu ana kadar sadece bir kez İspanyol bir oyuncuya verildi. İşte bu isim Helenio Herrera yönetiminde 60'lı yıllarda Avrupa'yı kasıp kavuran Inter'in efsane isimlerinden Luis Suarez'den başkası değildi.
1949 yılında Deportivo'nun kapıları açılmıştır genç yeteneğe. 4 yıllık genç takımlar macerasından sonra, artık sahaya çıkacak kıvama geldiğine kanaat getirilmiştir genç oyuncunun. La Liga'da ilk maçına 6 Aralık 1953'te Barcelona karşısında çıkar. Hiç de iyi bir başlangıç olmamıştır Suarez için. Deportivo sahadan 6-1 mağlup ayrılır. Sezonun geriye kalanında 13 maça daha çıkar La Liga'da ve 3 gol kaydeder. Sezon sonunda ise çok önemli bir teklifle karşı karşıyadır Deportivo ve Suarez. İlk La Liga maçında karşısına çıktığı Barcelona transfer etmek istiyordur Suarez'i. Daha tam bir sezon bile Deportivo forması giyemeden kendisini Katalunya'da buluverir. Ancak Barcelona formasını giymesi için henüz erkendir. Klasik tabirle pişmesi ve takımda düzenli olarak forma giymesi için 1955/56 sezonuna kadar Barça'nın rezerv takımı CD Espana Industrial'da forma giyer. 7 sezon kalacağı Barcelona'da 2 La Liga, 2 Kupa, 2 de UEFA Kupası (Inter-Cities Fair Cup) şampiyonluğu yaşayan Luis Suarez, kariyerinin zirvesine 1958-60 yılları arasında takımı çalıştıran Helenio Herrera yönetiminde ulaşır.
Ancak bu kayıp Luis Suarez'in içinde birşeyler ispat etmesi gerektiği gibi bir his uyandırır. Helenio Herrera Barcelona'dan sonra soluğu Milano'da Inter'in başında almıştır. Henüz Avrupa'da ismi çok fazla duyulmamış olan Inter'in hedefinde Herrera'nin eski öğrencisi Suarez vardır. Günümüzde bu biraz kırılmış olsa da o dönemde İspanyol oyuncuların yurtdışında oynaması alışılmış bir durum değildir. Futbolu bıraktıktan sonraki dönemde “Kendi ülkem dışında da başarılı olacağımı ispat etmek istedim.” diyen Suarez 250 milyon İtalyan Lireti (142 bin euro) karşılığında Inter'e transfer olur. Bu aynı zamanda dönemin transfer rekorudur ve Suarez'i Dünya'nın en pahalı futbolcusu yapmıştır. İtalyan Ligi savunması ile ün salmış, takımların atmaktan önce yememek için oynadığı bir ligtir. Suarez ise tamamen farklı bir mentalitenin hüküm sürdüğü bir ligden gelmiştir İtalya'ya. İspanya'da skorer bir orta saha oyuncusu olan Suarez'in takıma kendini adapte etmesi için oyununda bazı degişiklikler yapması gerekir. “ Geriye dönüp baktığımda çok başarılı olduğumu görüyorum. Çünkü sevdiğim oyun için pek çok fedakarlik yaptım.” sözleri, Suarez'in başarılı olmak için elinden geleni yaptığını da ortaya koyması açısından önemlidir.
Sezon daha bitmemiştir. İspanya'nın evsahipliğinde yapılacak bir Avrupa Şampiyonası vardır. İspanya genç ama potansiyeli olan, kararlı, hırslı oyunculardan kuruludur. En iyi İspanya milli takımı olmamalarına rağmen, takım olarak ortaya koydukları futbol ile seyircileri önünde kupayı kaldırırlar. Bu İspanya'nın kazandığı ilk uluslararası turnuvadır. 2008 yılına kadar da tek turnuva olarak kalır. 1961-1970 yillari arasında giydiği Inter forması ile 328 maca çıkan İspanyol oyuncu, 55 gole de imza atarak, kazanılan 3 Seri A, 2 Sampiyonlar Ligi ve 2 de Kıtalararası Kupa'da en büyük pay sahiplerinden biri olur ve Inter'in en başarılı döneminin efsane oyuncuları arasına girer.
Inter kariyerini 1970 yılında noktalayan Luis Suarez, daha sakin günler geçireceği ve emeklilik günlerine hazırlanacağı Sampdoria kariyerine başlar. 3 yıl daha futbol oynadıktan sonra yeşil sahalara veda eder.
" ...Hayır, o olaydan sonra hiçbir şekilde Etienne maçını yönetmeme izin vermemişlerdi. Herkes bana Saint Etienne'li hakem diyordu. Ama futbolu yakından takip edenler benim yönettiğim Saint Etienne maçlarını yakından incelesinler. Ben sadece futbol İspanyollar, Hollandalılar gibi hızlı oynansın istiyordum. Saint Etienne dirençli bir takımdı, fizikleri çok üst düzeydi. Rakip takımlara faul olmayacak derecede dirençlikte bir oyun planları vardı. Topu kazanıp tıpkı İspanyollar gibi dört pasta gol atan bir takımı durdurmak ne yazık ki benim literatürümde yok. Futbolu İtalyanlar gibi mi oynamak istiyorlar? Anlayamıyorum." Michel Vautrot
Dip-not: Palermo F.C ya da diğer adıyla U.S Citta di Palermo, kuruluş itibari ile ilginç bir kulüptür. Sir Thomas Lipton'un İngiltere ziyaretlerinde akademiye şehrin toprak rezervlerini çay ağacına döndürme isteği üzerine para bağışlaması ile faal hale gelen kulüp, henüz bahsettiğimiz olayın gerçekliğini reddetmekte ve kulübün asıl kurucusunun İtalyan kökenli İngiliz vatandaşı olan Ignazio Pagano olduğunu belirtmektedir. Yedi yıl önce bu yönde Lipton firmasına hak mahrumiyeti davası açan Palermo kulübü, Lipton firmasının "O zaman müzenizdeki Lipton Challenge kupaları ne iş?" sorusu üzerine davadan vazgeçmiş ve tarihi ile yüzleşmek zorunda kalmıştır.
Futbola sevginiz küçük yaşta, küçük bir yerin/beldenin daha küçük bir stadyumunda başlamışsa futbola diğer insanların baktığı gibi bakabilir ama göremezsiniz. Alttan ısıtmalı kombineli koltuğunuzda otururken hep içinizde bir huzursuzluk vardır. Geçmişe özlem duyulur duyulmasına da geleceğe saygı(!) pek içten olmaz.
Tom Finney kimdir, kim değildir hiç bilmiyorum. Birkaç yerde adını duymuşluğum, son günlerde adına film çekildiğini okumuşluğum var.Şansımız olsa da İngiltere sokaklarında Finney kimdir diye sorsak, eminim kimse bilmez. Yusuf abi gibi.
Bu haftanın sorusu Dünya kupası ile ilgili.
Cenabet Adamlar Atlası oluşturulmaya devam ediyor. Bu bölümün konuğu ise Derek Dooley.
Şu sayfalara bırakın bu tarz fotoğrafı, bu meyilde konu açmak bile insanı üzüyor. Ancak futbolun kendinden bilinçli ve otomat haline gelmiş kazanma kültürünün zıttı olan kaybetme lüksü bu tarz olaylar oldukça yanına bir çizik attırıyor bizlere; Bolton faciası gibi.