Domestik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Domestik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2010 Çarşamba

Enstantane #29

9 Ocak 2010 Cumartesi

Kayıp Hikayeler; Yasin Özdenak

Yasin Özdenak'ın bilinen hikayesi Ağabeyi Gökmen Özdenak ve kardeşi Doğan Özdenak'ın hikayesi gibi keskin uçlarda, bilinen, klişe halini almış bir hikaye olmasa da, Galatasaray'da oynamış (hatta Türk futbolunda) üç kardeş hikayesinden daha da belirgin değildir. Teyit ister.

Bugün Gökmen Özdenak'a kardeşi Yasin'in hikayesini anlat desek, çoluk çoçuğu Amiga konsol'a alıştırdı, başka da hayrını göremedik minvalinde bir hikaye duyabiliriz, yadırganmamalı da. Ancak anlatacağım hikaye Turgay Şeren tarafından anlatıldığı için ben yine de olaya mesafe ile yaklaşıyorum; Turgay Şeren'in basın yönüne ve kişiliğine itimat eden biri değilimdir, belirtmek istiyorum.

Yasin Özdenak'ın kontratının bitimine yakın bir zaman kala Palermo Turgay Şeren'e Yasin'i sorar. Turgay Şeren gider o zamanki yöneticilerden Halim Bey ile görüşür. Halim bey, Yasin'e iki yıllık kontrat önerdiklerini, ama o kontrat önerisini sembolik olarak yaptıklarını belirtir. Çünkü Beşiktaş yazın Sırp kalecisini yollayarak Yasin ile anlaşacaktır. Halim Bey, Beşiktaş ile anlaştıklarını söylerek Turgay Şereni, dolayısı ile Palermo'yu geri çevirir. Turgay Şeren mahçup olduğu için gidip Can Bartu'ya durumu belirtir.

Can Bartu'nun aklına bir fikir gelir. Bu fikri Palermo heyetine de belirtir. O dönem ki kurallara göre oyuncu bonservisi belli bir fesih karşılğında oyuncunun başka bir ülkeye milli takım oyuncusu ise gidebilmesi yönündedir. Nitekim Palermo heyeti imzalanmış kağıdı Şeren'e yollar, sezon bitiminde oyuncuyu al gel, sana da belli bir komisyon veririz der(1).

Bir süre sonra Amerika'da yaşayan Ahmet İrtegün, Can Bartu'ya ulaşır ve New York Cosmos'a kaleci aradığını söyler. Can Bartu Turgay Şeren'e döner, Turgay Şeren Palermo'nun kağıdını alır yırtar, o dönem Amerika'nın enlü Türk'üne Yasin'in bonservisini verir.

Kısa bir süre sonra Beşiktaş ve Galatasaray kulübü bu haberi alır. Hatta bu transfer sonrası Yasin'in kendisi gibi kaleci olan kardeşi Doğan Özdenak bu olaydan ötürü Galatasaray'dan uzaklaştırılır, Eskişehir'e yollanır. Bu sürecin şöyle garip bir durumu vardır; Amerika transferinden henüz kaleci Yasin'in haberi yoktur(2). Hatta Tarabya'da bir İtalyanca kursunda dil bile öğrenmeye başlamıştır.

Ancak zamanı geldiğinde Amerika'ya giden Yasin Özdenak gerçeği öğrenir. Ahmet İrtegün New York Cosmos'un başkanıdır ve kaleci değil de, kaleci antrenörü olarak transfer edilmiştir Yasin Özdenak.

Yasin Özdenak, bir süre sonra Türkiye'ye gelmek ister. Milli takım şansını kaybetmiştir. Ancak sonraları Amerika'da kalarak kaleci antrenörlüğü yapar. Zaten en son Şenol Güneş'in Kore'de çalıştırdığı takımda kaleci antrenörüydü yanılmıyorsam.

Kimseyi zan altında bırakmak istemem ama bir futbolcunun kariyeri ile oynansa oynansa ancak böyle olurdu, olmuştur da. Ancak bu hikayeden sonra İstanbul'un üç büyükleri Şenol-Birol zamanına değin kendi aralarındaki transferleri birbirlerinin sözlerine değil de kasada kilitlenip anahtarı yutulan sözleşme kağıtlarına güvenir oldular..

(1) Turgay Şeren o çok anatılmayan River Plate kariyeri sonrası Galatasaray'da bir daha oynamam diyen biriyken Gala'ya tekrar dönünce Prag'dan teklif alıp Sami yen'de sabote ettiği maçları bu ülkede bir Hıncal Uluç bilir, ona da itimat edilmez.

(2) Bu olayın özünü Turgay Şeren yanılmıyorsam İngiltere'deki Avrupa şampiyonası öncesi Türkiye gazetesinde milli takımı değerlendirirken kaleci sorunu üzerine anlatmıştı. Bu hikayeyi kendi çarkına çevirerek farklı versiyonlarında da anlatmıştı sağolsun.

Bugün Yasin Özdenak'ı söz gelimi google'da arattığınızda onunla çok özdeşen "Vefasızlık" deyimi çıkıyorsa bunun mümessilidir çok sayın "Turgay Şeren"...

7 Ekim 2009 Çarşamba

1952

11 Ağustos 2009 Salı

Lost Ham United Ep2; Taksim Spor


Ülkelerin futbol tarihlerinde azınlık takımları ve bunun tabii sonucu olarak milli takım çıkmazları hep sorun olarak baş göstermiştir. Bugün geriye şöyle baktığımızda bundan karlı olarak çıkan takımın/takımların sadece İspanya Bask azınlığı olduğunu görüyoruz. Yugoslavya, Rusya, Almanya, Mısır hatta kendini Helenik azınlık olarak sayan İtalyan takımları bile bu azınlık kavramının altında ezilmiş, ve bugün endüstriyelleşen futbolun dimağında eriyip gitmiştir. Dile kolay, 1972'de Avrupa'da toplamda 63 azınlık takımı varken bugün ulusal liglerinde oynayan sadece 6 azınlık takımı var. Ve azınlık takımı sayısında ulusal bazda artış Afrika liglerine kaymış durumda.

Bu durum esasında toplumsal gelişimlerin sosyo-kültürel bir açılımı gibi duruyor. Faşizm'in bir açılımı sonrasında kapitalizm'in bu açılımı yok edecek seviyedeki toplumsal uygulamaları futbol üzerinde nüksedince orytaya böyle bir sonuç çıkıyor.

İşte bu söylediklerimizin üzerine ülkemizdeki birkaç takımı saymazsak köklü olarak tek azınlık kulübü olarak sayılan Taksimspordan bölüm gereği bahsedeceğiz. Çünkü onlar da artık kayıp; 60'lı yıllara yaklaşıldığında ulusal lige dahil olmadığı halde büyük takımların ayağına çelme takan, buna karşın bugün bütçesi 100.000 ytl'yi bulmayan bir takımdan.

Açık konuşmak gerekirse Taksimspor hakkında ortada bulunan iki itham ve üç iddia var. Bunları yazıp herhangi bir yorum bulunmadan yorumu sizlere bırakacağım. Bunlardan birincisi Taksimsporu kuran ve o dönem kuyumculuk ve değerli maden işlerinde uğraşan Ermeni iş adamlarının takım üzerinden vergi kaçırmasıdır. İkincisi ise kurtuluş ve Feriköyde bulunan Ermeni halkın sesini duyurmasıdır. İddialar ise Beşiktaş, Vefa ve Galatasaray kulübünde bulunan oyuncuların kendilerine Ermeni oldukları için takımda yer verilmediğini savunmaları idi. İkincisi ise Galatasaray kulübünün vakfında ve genelkurulunda oluşan Fransız lobiciliği ve bunun sonucunda İkinci dünya savaşı öncesinde Ermenistan'ın Türkiye devletine olan tutumu. Ve üçüncüsü, bu takımın Ermeni azınlığın desteğini arkasına alarak tıpkı Bilbao ekibi gibi sadece Ermeni olan oyuncuları oynatmak istemesi. Bunlar Taksimspor hakkında oluşan itham ve iddia'dır.

Taksimspor bugünlere gelindiğinde ekonomik gücünü bir şekilde kaybetmiş, tıpkı Leeds United gibi başarısızlık sonucu bünyesinde bulunan şirket mali gücünü tamamen kaybetmiştir. 1980'lere kadar aktif olarak ulusal liglerde oynayan bu takımdan Lefteri Gabris İstanbulluoğlu, Teodanis gibi oyuncular çıkmıştır.

Kulüp şu sıralar amatör kümede mücadele ediyor ve maçlarını Feriköydeki stadyumdan büyük Sarıgül reklamlarının bulunduğu sahada oynuyor.

Hemen belirtelim, bu serinin bundan sonraki yazısı Ada'dan Leeds United kulübü olacak.

31 Temmuz 2009 Cuma

4

Suat Mamat (Eski Beşiktaş, Galatasaray, Vefa oyuncusu) teknik direktörü olduğu Kırıkkalespor takımını sadece 4 profesyonel oyuncu ile şampiyon yapmış ve birinci lige çıkarmıştır. Profesyonel olmayan oyuncuların çoğu mevsimlik olarak Kırıkkale'de bulunan ve Devlet tarım ofisinde çalışan yükleme işçileriydi.

Dip-not: Suat Mamat Türk Milli takımının Dünya kupası tarihinde ilk golünü atan kişidir.